48 SAATTE ROMA

Tam 6 ay oldu yeni yazı yazmayalı, üstelik bu süre içinde çok yer gezmeme rağmen. Önce üşendim, sonra tam yazmaya niyet ettim ki ileri demokrasiye sahip ülkemizde bloglar yasaklandı. Üç ay sonra açıldı ama bu sefer de benim hevesim kaçmıştı.

Ama nihayet artık yazmaya tekrar başlıyorum bu güzel yaz gününde, hafta sonu tatili için geldiğim güzel memleketim İzmir’de! 🙂

Şubat ayı ortalarında iki arkadaşımla beraber Roma’ya gittik hafta sonu tatili için, sadece 48 saatliğine. Cuma öğlen gidip pazar öğleden sonra döndük. Biletleri her zamanki gibi 5-6 hafta öncesinden, ne vizemizi ne de cuma günü kullanmamız gereken iznimizi almadan önce aldık. Çünkü yine inanılmaz bir fiyata, Pegasus’un kampanyası sayesinde, gidiş-dönüş vergiler de dahil sadece 60 €’ya aldık biletlerimizi! Yani o zamanki kurla sadece 130 TL’ye. Ben bu fiyata İzmir’e bile bilet bulamıyorum. Pegasus reklamlarında da bahsettiği gibi havacılığı gerçekten değiştirdi. Daha nerelere nerelere gittim Pegasus sayesinde geçtiğimiz aylarda, onlardan da sonraki yazılarımda bahsedeceğim.

roma_pegasus_flypgs.com

Pegasus’u seviyorum. İstanbul’dan Roma’ya uçuş 2 saatten az sürüyor.

 

INSTAGRAM: @orcundalarslan

 

Otelimizi de booking.com kişi başı gecelik kahvaltı da sahil sadece 30 €’ya ayarladık. İsmi Hotel Mari 2, merkezi bir konumda olan, bir aile tarafından işletilen vasat ama güzel ve temiz bir otel. Zaten sadece 48 saatiniz olunca, sadece yatmadan yatmaya kullanılıyor. Bir de aile tam bir İtalyan ailesiydi. Anne, baba, küçük çocuk ve büyükanne. Anne bir ara yaramazlık yapan oğlunu bağırarak azarlayınca, hemen ardından Türk anneleri gibi terlik de fırlatacak sandım. Seviyorum böyle samimi ortamları.

Roma’ya 6,5 yıl aradan sonra ilk gidişim oldu ama yine çok keyif aldım. Gezecek, görecek o kadar çok yer, tadacak o kadar çok lezzet var ki, keyif almamak, sıkılmak mümkün değil.

Üstelik ben böyle en fazla 1 gün izin kullanılarak yapılan 2-3 günlük hafta sonu seyahatlerini 1 haftalık tatillerden daha çok seviyorum. İnsan bir haftası varken geç saatte kalkıyor, çoğu vaktini otelde geçiriyor ve bir süre sonra dışarı çıkmaya bile üşenmeye başlıyor. Ama böyle 48 saat içinde birçok yeri görmeye çalışmak, oradan oraya hareket etmek, dolu dolu vakit geçirmek, yoruldukça sokak aralarındaki kafelerde bir şeyler yiyip, içip dinlenmek bana daha keyifli ve heyecanlı geliyor.

Benim için bu seyahatin keyifli bir yanı da, uzun bir süre sonra İtalyanca konuşabilmek oldu. Unutmadığımı görünce de ayrıca bir sevindim ve İtalya’da da Türkiye’de olduğu gibi insanlar kendi dillerini konuşanlara büyük sempati duyuyorlar. Bu yüzden birçok faydasını da gördük. Ama bu dili öğrenmemin, İtalya’da konuşmak veya İspanyolcayı az biraz anlamak dışında bana bir faydası olmadı ama yine de dil bilmek iyidir, ne demiş atalarımız, bir lisan bir insan, iki lisan iki insan! 🙂

Neyse, birlikte gezelim Roma’yı. Bu defa resimler üzerinden gideceğim. Buyurun:

roma_via_delle_quatro_fontane

Otele yerleşir yerleşmez, otelden aldığımız haritaya bakarak Via Settemmbre üzerinden 10 dakika bile yürümeden Via delle Quatro Fontane, yani Dört Çeşme Sokağı’na geldik. Bu sokaktan aşağıya inince Piazza Barberini’ye çıkılıyor. Bu arada sık kullanıldığı için bilmenizde fayda var, “piazza” İtalyancada meydan demek, “via” ise sokak ya da cadde.

roma_piazza_barberini_meydani

Ve işte Piazza Barberini, arka plandaki sokak da Via delle Quatro Fontane. Etrafında bolca kafenin bulunduğu, oturup etrafı seyredebileceğiniz keyifli bir meydan. Biz oturmadık ama bir dondurmacıdan nefis İtalyan dondurması aldık. Dondurma 2-3 € bile tutmuyor. Şubat ayı olmasına rağmen hava 18-19 dereceydi. O yüzden bol bol dondurma yiyebildik! 🙂 Yine arka planda görüldüğü üzere şehir çoğu Vespa olmak üzere motosiklet dolu. Herkes ya motosiklet kullanıyor ya da Smart gibi küçük iki kişilik arabaları.

roma_piazza_trinita_dei_monti_meydani

Piazza Barberini’den devam edilince de, İspanyol Merdivenleri’nin hemen üzerinde yer alan, adını üzerinde bulunan kiliseden alan, Roma’ya tepeden bakabileceğiniz küçük, ressamlarla dolu bir meydan olan Piazza Trinita dei Monti’ye çıkıyorsunuz. Roma yürümek için çok pratik bir şehir, elinize harita almanız yeterli. Ama metroya, otobüse binerim derseniz eğer, 1 €’ya 75 dakika kullanabileceğiniz biletlerden alabilirsiniz. Metrolarda kontrol sıkı ama otobüste yapılmıyor. Biz biletimiz olmasına rağmen, kimse sormadığı, kontrol etmediği için birkaç defa bindik otobüse öyle. Tavsiye etmem ama ne yapalım, Türk’üz, böyle bilet kontrolsüz otobüs olunca binmezsek olmaz! 🙂

roma_ispanyol_merdivenleri

Burası da Piazza Trinita dei Monti ile Piazza di Spagna, yani İspanya Meydanı’nı birleştiren, meşhur İspanyol Merdivenleri. Gördüğünüz üzere çok da bir özelliği yok, tam bir pazarlama harikası. Burada bulunmaktan dolayı mutluluk ifadeleri yüzlerinden okunan yüzlerce turistle dolu her daim. Kendim de teknik olarak turist olmama rağmen, böyle boş boş gezen, gereksiz turistlere her zaman gıcık olmuşumdur. Zaten çoğu zaman turistlerin gitmedikleri yerlere gidip ara sokaklarda filan kaybolurum. Bu arada bu merdivenlere İtalyancada İspanyol Merdivenleri değil hemen tepesinde bulunan kilise ve meydana ithafen Scalinita di Trinita dei Monti deniyor. Merdivenlerin altında bulunan, İngilizce ve Türkçe’de bu merdivenlere İspanyol merdivenleri denmesine sebep olan İspanya Meydanı ise adını, merdivenlerin yapıldığı 1723-1725 yıllarında bu meydanda bulunan İspanyol Konsolosluğu’ndan alıyor. Aşağıda, merdivenlerin hemen karşısında uzanan cadde ise Prada, Gucci, Dolce&Gabbana gibi birçok lüks markanın bulunduğu Via Condotti.

roma_ask_cesmesi

Via Condotti üzerinden devam edip, kendinizi Orta Çağ’da gibi hissettiren tarihi binalar, Arnavut kaldırımlı sokaklardan yürüdükten sonra da, kanımca dünyanın en meşhur çeşmesi olan, 1732 ila 1762 yılları arasında yapılan Fontana di Trevi’ye, yani Türkçeleştirilmiş haliyle Aşk Çeşme’sine geliyorsunuz. İngilizcede de Trevi Çeşmesi denirken biz neden Üçyol ya da Trevi Çeşme’si demek yerine Aşk Çeşme’si demişiz hiçbir fikrim yok. Ama romantik bir milletiz, ondan olsa gerek. Rivayet o ki, bu çeşmeye resimde yaptığımız şekilde, arkanızı dönüp bozuk para atarsanız Roma’ya bir daha gelebiliyormuşsunuz. Ben ilk gelişimde de atmıştım, ama 6,5 yıl sonra geri gelebildim. İnşallah bir dahaki gidişim bu kadar uzun sürmez! 🙂 Belediye tarafından her gece toplanan bozuk paraların günlük miktarı 3000 €’yu buluyormuş.

roma_restoran_pizza

Burası da “osteria” denilen İtalyan restoranlarından biri, ismi “Osteria Allegro Pachino”. Aşk Çeşme’sini karşınıza aldığınızda, çeşmenin hemen solundaki ilk sokakta. Tavsiye ederim, pizzaları gayet güzel, ev şarabı da öyle. 3 pizza ve ev şarabı için toplam 45 € ödedik, yani kişi başı sadece 15 €, çok iyi bir rakam. Ertesi akşam da Roma’da yaşayan İtalyan arkadaşım Sara’nın tavsiyesi üzerine, İspanyol Merdivenleri’nin yakınında bulunan “Osteria della Vite”ye gittik. Orda da pizzalı, biftekli ana yemeklerimizin yanında aç gözlülükle ortaya da porçini mantarlı ev makarnası, yine ev şarabı ve espressolarımıza 3 kişi toplam sadece 56 € ödedik. Gitmek isterseniz eğer, adresi “Via della Vite 96-97”. Ben kesinlikle tavsiye ederim. Bir zeytinyağı hastası olarak zeytinyağlarına da bayıldım. Roma’da tarihi yerleri gezip görmek dışında, en keyifli aktivite kesinlikle yemek yemek! 🙂

roma_pantheon

Akşam yemeğinden sonra hediyelik eşya alışverişlerimizi yapıp Panteon’a (Pantheon) gittik. Panteon Roma’daki bana göre en etkileyici binalardan biri. İ.S. 126 yılında imparator Hadrian tarafından tapınak olarak yaptırılmış, Panteon’un anlamı da zaten “tüm tanrıların tapınağı”. Daha sonra, 7. yüzyılda Hıristiyan kilisesine dönüştürülmüş ve muhtemelen bu sayede hemen hemen 2000 yıl önce yapılmasına rağmen, şehrin göbeğinde bu günlere kadar korunabilmiş. Fotoğrafta görünmüyor ama kubbe şeklindeki tavanı da dünyada kubbe şeklinde yapılmış ilk mimari eseriymiş.

roma_kolezyum

Ertesi sabah ilk gittiğimiz yer, görüldüğü üzere, Roma’nın en ünlü yapısı olan, İ.S. 80 yılında gladyatörlerin dövüşmesi için yapılmış olan Kolezyum, orijinal ismiyle Colosseo oldu. İnsan fotoğrafta da görüldüğü üzere hayretle bakakalıyor 70.000 kişilik bu arenayı 2000 yıl önce nasıl yapmışlar, hadi yaptılar, şehrin göbeğinde nasıl korudular diye…

roma_gladyatorler

İşte bu da meşhur gladyatör, Romalı prenses ve savaşçılar! 😀 5 €’ya veriyorlar böyle pozu. Ama İtalyanca pazarlık yapınca, bize 3 kişi 10 €’ya tamam dediler! 🙂

roma_vatikan

Kolezyum’dan sonra 6,5 yıldır görmediğim İtalyan arkadaşım Sara’yla buluşup Papa’nın da ikamet ettiği, dünyanın en küçük ülkesi olan Vatikan’a gittik. Gittik ama dünyaca ünlü eserlerin sergilendiği müzesine giremedik. En az 2 saatlik bir kuyruk vardı. Size tavsiyem biletinizi gitmeden önce internet üzerinden almanız. 6,5 yıl önce de girememiştim ben, o zaman da üzerimde şort var diye almamışlardı. Şortla girmek de yasak. Fotoğraftaki yer ise Vatikan’ın en ünlü meydanı olan Piazza San Pietro, Türkçesiyle Aziz Petrus Meydanı. Eğer dünyaca meşhur bir insan olan Papa’yı görmek isterseniz, kendisi her Pazar saat 11:00 ile 12:00 arası tam da benim arkamda bulunan pencereden el sallayarak konuşma yapıyor.

roma_tiber_nehri_sant'angelo_koprusu

Piazza San Pietro’dan Vatikan’ı arkanızda bırakacak şekilde yürüdüğünüzde, Roma’yı ikiye bölen Tiber Nehri’ne (Tevere) çıkıyorsunuz. Resimde görülen köprü, Tiber üzerindeki 20 köprüden en ünlüsü olan Ponte Sant’Angelo.

roma_sant'angelo_koprusu

Bu fotoğraf da Sant’Angelo Köprüsü’nün üstünde. Bu köprü de İ.S. 134 yılında imparator Hadrian tarafından yaptırılmış. Bilmeyenler için Hadrian, Roma İmparatorluğu’na en ferah dönemini yaşatan beş imparatordan birisi. Kendisi vakti zamanında Antalya’yı da ziyaret etmiş. Bu ziyareti onuruna İ.S. 130 yılında bir de kapı yaptırmış. Hadrian Kapısı günümüzde hala ayakta. Şaşırmıyorum değil şehrin içindeki surlar üzerinde yer alan böyle bir eseri koruyabilmemize. Antalya’ya giderseniz mutlaka ziyaret edin.

roma_ev_cicek

Sant’Angelo köprüsünden sonra kendimizi zaman zaman Orta Çağ’da hissetmemize sebep Roma’nın tarihi dar sokaklarında yürüdük, kaybolduk. Kafelerde mola verdik. Yol boyunca da böyle güzel kapı pencerelere denk geldik.

roma_sokak

Sokaklar sadece tarihi değil aynı zamanda da romantik. Sevgilinizle gitmeniz tavsiye edilir. Atalarımız boşuna dememiş “Roma’da aşk başkadır” diye! 🙂

roma_cesme

Yollarda susarsanız, su alacak yer de bulamadıysanız, şehrin her köşesinde bulunan bu çeşmelerden su içebilirsiniz. Bütün turistler içiyor. Ama malum bizim memlekette olabilitesi yüksek olduğu için, içtikten sonra aklımıza kötü şeyler gelmedi de değil buraya işeyen olmuş mudur acaba diye! 😐

 roma_piazza_navona

Sokaklarda kaybolduktan sonra en sonunda Roma’nın en güzel meydanlarından olan Piazza Navona’ya varabildik. Fotoğrafta da görüldüğü üzere meydan ressam ve karikatürcülerle dolu. 5 € vererek karikatürünüzü yaptırabilirsiniz ancak kesinlikle tavsiye etmem. Zira ben yaptırdım ve ortaya çıkan “eser” kesinlikle bana benzemedi. Ancak bana hiç benzemeyen arkadaşımla benim karikatürüm birbirinin neredeyse aynısıydı. Biraz daha para verip karakalem portrenizi yaptırmanız daha makul olur. Meydanın tam ortasında, Roma’daki eserlerin %70’ini yapan, Barok tarzında çalışan 17. yüzyıl mimarlarından Bernini’nin meşhur Dört Irmak Çeşme’sini (Fontana dei Quattro Fiumi) görebilirsiniz.

roma_copcu_kadin

Bu da Navona Meydanı’nda, demeye dilim varmasa da İtalyan çöpçü… Çekip kurtarasım geldi onu bu hayattan… 🙂

roma_vittorio_emanuele_aniti

Piazza Navona’dan sonra yine sokaklarda kaybolup, biraz da alışveriş yaptıktan sonra Birleşik İtalya Krallığı’nın ilk kralı Vittorio Emanuele II (1820-1878) adına 1911-1935 yılları arasında yapılan, Vittoriano diye anılan abideye geldik. Fotoğraflarda dikkat ederseniz Roma’nın genel rengi sarı-kahverengi tonlarında ancak şehrin birçok yerinden görülen bu bina, beyaz renkli. O yüzden ihtişamlı görünümüne rağmen, şehrin genel görünümünü bozduğu için Roma halkı tarafından pek sevilmiyor. Saat 16:00’da kapandığı için ancak ertesi sabah içeri girebildik.

roma_supermarket

Bu da İtalyan süpermarketi supermercato! 🙂 Gittiğim yerlerde süpermarketleri gezmeye bayılırım ancak bu şehirde şehir merkezinde neredeyse hiç süpermarket yok, onun yerine küçük bakkallar var. Tamam, destekliyoruz küçük esnafı, o kadar fazla süpermarket olması iyi değil ama böyle hiç olmaması da çok kötü. Malum biz Türkiye’de alışmışız her köşe başında bir süpermarkete. Neyse, Roma’da o kadar çok yedik içtik ki, ya canımız memlekete dönünce de çekerse diye makarnalar, peynirler, içkiler aldık. Merak edenler için tortellini 1,69 €, toz parmezan (parmigiano) 2,19 €, İtalyanların meşhur içkisi limonçello ise 6,5 €’ya alınabilir. 3 €’dan başlayan fiyatlarla da şarap alabilirsiniz! Aynı parmezanı Türkiye’de almaya kalksanız, neredeyse 3-4 katı bir fiyata zor bulabilirsiniz…

roma_piazza_der_fico_meydani

Gelelim Roma’nın gece hayatına. Biz İtalyan arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine ilk gece Trastevere ve Campo de’ Fiori’ye gittik. Trastevere, Roma’nın bohem ve eğlence hayatının merkeziymiş. Bizim Asmalı Mescit gibi barlar ve kafelerle dolu sokaklardan oluşuyor ama biz alışmışız Asmalı Mescit’in kalabalığına, bize boş geldi sokaklar. Trastevere’ye otobüsle gitmek için tren garından (Termini) “H” otobüsüne binip Sonino durağında inmeniz gerekiyor. Turistik bölgenin biraz dışında sayılır. Trastevere’den de Campo de’ Fiori’ye geçtik. Orası da barlar ve kafelerle dolu bir meydan ama kalabalık bizi yine tatmin etmedi ve çok fazla takılmadan otele döndük. Bu defa taksiyle. Taksimetreler 5 €’dan açılıyor ama taksimetrede en sağdaki rakama dikkat etmeniz gerekiyor. “1” şehir içi, “2” de çok daha pahalı tarife olan şehir dışı tarifesi. Genelde turistleri kazıklayıp “2”ye basıyorlarmış, dikkat edin, benden size tavsiye. Yoksa taksi fiyatları gayet uygun. Ertesi gece de fotoğrafta gördüğünüz Piazza der Fico ve çevresindeki sokaklara gittik. Yerini haritadan bulabilirsiniz, zira ben de tam hatırlamıyorum tam olarak nerde olduğunu! 🙂 Orası da Asmalı Mescit tarzı, sokakta içkilerin içildiği biryer. Trastevere’ye göre daha kalabalıktı. Romalı arkadaşım Leonardo bize gece kulübü olarak La Cabala’yı tavsiye etti ama kulüp modumuzda olmadığımız için gitmedik. Gitmek isterseniz eğer bizim Ortaköy’deki Anjelique tarzı, güzel, kaliteli bir mekanmış. Ancak gitmeden önce rezervasyon yaptırmanız gerekiyormuş.

roma

Sonraki sabah, uçağımız 14:40’ta olduğundan ve 12:30 gibi havaalanında olmamız gerektiğinden erkenden kalktık ve önceki gün içine giremediğimiz Vittoriano’ya gittik. Terasından fotoğrafta görüldüğü üzere Roma’yı son bir kez seyreyledik. Bu arada Roma Fiumicino (birçok kişi yanlış söylüyor, doğru okunuşu fiyumiçino) Havaalanı’ndan merkeze kişi başı trenle 15 €, Havaş gibi otobüslerle de 8 €’ya gidebilirsiniz. Biz 3 kişi olduğumuz için taksiyle gittik. Önce 50 €’ya anlaştık, sonra genç taksicimiz Emanuele’yle futbol, playstation, İtalyan kızları ve Berlusconi hakkında kendi dilinde sohbet edince hoşuna gittiğinden olsa gerek, fiyatı kendiliğinden 40 €’ya çekti. Dönüşte de, eğer ararsak otelin önünden alıp 20 €’ya bizi havaalanına götürebileceğini söyledi. Tabii ki tamam dedik ve sadece 60 €’ya taksiyle gidip-gelmiş olduk. Kendisi telefon numarasını da verdi. Ben ya da arkadaşlarım Roma’ya gelecek olursak, önceden arayıp ona Roma’ya iniş saatimizi bildirirsek, gelip alabilirmiş bu o saatte. Eğer isterseniz, telefonu mevcut bende, mesaj atarsanız yollayabilirim!

İşte böyle… Roma’daki 48 saatimizi mümkün olduğunca kısa bir şekilde anlatmaya çalıştım ama böyle güzel bir şehri kısaca anlatabilmek ne mümkün. En güzeli sizin kendinizin gidip görmeniz. Ancak yaz aylarını hem sıcaktan, hem turist kalabalığından dolayı pek tavsiye etmem. Üstelik uçak bilet fiyatları da başını alıp gidiyor yazları. En güzeli sonbahar ya da ilkbahar da gitmek. Hadi şimdiden iyi yolculuklar… 🙂

 

INSTAGRAM: @orcundalarslan

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAZILAR:

ROMA

PUGLIA

MADRİD