Samos

SAMOS – SİSAM ADASI – ΣΆΜΟΣ

Çeşme’nin karşısındaki Sakız Adası’na her yıl birkaç defa gidiyorum ama hep aklımda olmasına rağmen, Kuşadası’nın hemen karşısındaki Yunan adası Samos’a hiç gitmemiştim. Bu eksiği gidermek için Ramazan Bayramı’nda bir arkadaşımla birlikte gitmeye karar verdik.

2 gece 3 gün kaldık ama sanki 10 gün gibi dolu dolu geçti. Motor kiralayıp adanın batısındaki plajları, köyleri gezdik. Bu yazın en keyifli tatiliydi diyebilirim. Samos’u da, insanlarını da çok sevdim. İnsan Yunan adalarına gelince yaşadığını hissediyor. Sıcakkanlı insanları, dar sokakları ve birbirinden güzel iki katlı evleriyle insanı acayip mutlu eden bir enerji ve ambiyansa sahipler.

Bu yazımı en sevdiğim Yunanca şarkılarından biri olan, Anna Vissi’nin 30 Kai Vale şarkısını dinleyerek okumanızı tavsiye ederim. Dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz

 

INSTAGRAM: @orcundalarslan

 

SAMOS’LA İLGİLİ GENEL BİLGİLER

Samos’un Türkçe’si aslında Sisam Adası ama nedense Sakız Adası’nın aksine, orijinal ismi Samos ile daha çok anılıyor. Samos, Yunanistan’ın Osmanlı’dan aldığı son ada olarak biliniyor. Zira 1835 ila 1912 yılları arasında, özerk Sisam Beyliği olarak varlığını sürdürmüş.

samos

Samos ve ben

Samos’un başkenti ve merkezi olan Samos şehri, aynı zamanda Vathi olarak da biliniyor. Akıl karışıklığına sebep olsa da Samos ve Vathi aynı yer aslında! 🙂 Adanın toplam nüfusu 33.000, Samos merkezin ise 10.000’e yakın.

Samos’ta Sakız Adası’nın aksine Türkler dışında Avrupalı turistler de var ama Yunanların bize davranışı çok daha farklı, çok daha sıcak. Samos’ta Türk olmak büyük avantaj. İnsanları selamlayıp, sıcak bir sohbete girişince, her şey çok kolaylaşıyor. Bunu gören Avrupalı turistler bize imrenerek bakıyor.

SAMOS’DA GEZİLECEK, GÖRÜLECEK YERLER

Hiç tahmin etmezdim ama Samos, inanılmaz güzel plajları, insanın içinden çıkmak istemediği tertemiz denizi olan bir adaymış. Her plaj birbirinden farklı ve güzel. Sırf plajlar için bile gidilir ama plajlara az sonra ayrı bir başlıkta değineceğim!

Samos’un hakkını vererek gezebilmek için ya motor ya da araba kiralamanız gerekiyor mutlaka. Plajlara, köylere giderken ormandan, bir tarafı uçurum olan, inanılmaz manzaralara sahip dar, virajlı yollardan geçiliyor. Zaten yolda birkaç yerde durup fotoğraf molası verdik. Benim için güzel fotoğrafsız seyahat, seyahat değildir. 🙂

samos-yol-manzarasi

Samos’un dar yollarında her virajda, masmavi Ege Denizi’nin ayrı güzel manzarası var.

Samos’ta araba kiralamak isterseniz, sezonda 50 Euro civarı kiralama ücretleri. Ama bence araba yerine, arazi tipi bir ciple ya da bizim yaptığımız gibi motorla gezmek çok daha keyifli olur. Adaları motorla dolaşmak inanılmaz zevkli: Rüzgarı hissetmek, ormanın ve doğanın kokusunu içinize çekmek, canınızın istediği yerde durmak… Bu arada yoldan geçen Yunanları ve turistleri “yasu” diye selamlamak… Tabii motor tehlikeli, o yüzden yavaş ve dikkatli kullanmak gerekiyor… Tabii bir de hatırlatmakta fayda var, motor kiralayabilmek için motor ehliyetinizin bulunması gerekiyor.

samos_motosiklet

Motor veya araba kiralarken, ilk gördüğünüz yerden kiralamayın. Birkaç yere fiyat sorun önce. Biz motoru sahildeki Motogys Rent a Motor Bike’tan kiraladık. 125 CC için günlük 25 Euro istediler ama 20 Euro’ya anlaştık. Çok iyi değildi ama idare etti bizi. O kadar gezdik, toplam 10 Euro bile vermedik benzin parası. Motoru da benim ehliyetim olmadığı için arkadaşım kullandı.

Bizim vaktimiz kısıtlı olduğu için, daha çok adanın doğusunda gezindik. Batısına uğramaya vaktimiz kalmadı. Samos merkezi son güne bıraktık ama günübirlik gidenler de olabilir diye, ilk başta oradan başlayacağım.

Samos’ta, tüm adalarda olduğu gibi, bir 2-3 katlı evler ve altlarında bar ve kafelerden oluşan bir kordon boyu var. Biz gittiğimizde kordon boyunda yol yapım çalışması vardı, o yüzden kordon boyu çok da tadı çıkarılacak halde değildi. Biz de dolayısıyla sahile paralel, yayalara özel alışveriş sokağında yürüyüş yaptık. Tipik turistik bir sokak diyelim. Ama akabinde, denize açıklan, küçük, kafelerle dolu, kocaman palmiye ağaçlarının olduğu şirin bir meydana geliniyor. İsmi Pythagoras Meydanı’ymış. Çok hoşuma gitti. Keşke akşamları vaktimiz olsaydı da oturabilseydik diye düşünmedim değil.

samos_kordon_boyu

Samos kordon boyu

samos_pythagoras_meydani

Pythagoras Meydanı

samos_sokaklari

Samos sokakları

Samos’ta merkezde mutlaka görmeniz gereken yerlerden birisi, Samos Arkeoloji Müzesi. M.Ö 750-48 yılları arasındaki döneme Yunan sanatında arkaik dönem deniyor. Bu dönemin en önemli eserlerinden birisi de kuros ismi verilen genç erkek heykelleri. İşte bu heykellerden en büyüğü olan, 4.8 metre büyüklüğündeki heykel, Samos Arkeoloji Müzesi’nde bulunuyor. Mutlaka görülmesi gereken bir heykel. Ama tabii biz müzeyi son güne bırakınca, göremedik. Müze saat 15:00’te kapanıyormuş. 5-10 dakika ile kaçırdık. Siz siz olun, bizim gibi son dakikaya bırakmayın. Müze giriş ücreti de 3 Euro bu arada.

samos_arkeoloji_muzesi

Samos Arkeoloji Müzesi

Samos’ta bence görülebilecek en güzel yer ise tepelerdeki eski Samos. Tarihi evler, daracık sokaklarla dolu. Hatta Osmanlı mimari tipinde cumbalı evler de vardı. Belki de eski Türk mahallesidir Samos’un. Sıcak olduğu için dışarıda çok insan yoktu. Zaten gündüz sıcağında, genelde oldukça sakın oluyor sokaklar. Gençler plajda, işte ya da siesta da, yaşlılar da evlerinde oluyor. Böyle yerlere akşam 6’dan sonra gitmek gerekiyor ki oralarda yaşayan insanlarla da tanışılıp konuşulabilsin.

samos_eski_sehir_manzara

Eski Samos yukarılarda olduğu için, yolu biraz zorlu. Bizde hem yorgunduk hem de vaktimiz azdı. Motoru da acenteye bırakmıştık bile. İmdadımıza yol sorduğumuz kafedeki 17-18 yaşlarındaki gençler yetişti, motorla biz bırakalım dediler. Sağolsunlar bıraktılar da ama artistlik yapmak için felaket hızlı gitti beni götüren çocuk. İsmi Refael’miş. Ben yavaş git dedikçe, güldüğümden midir nedir, eğleniyorum sanıp daha da bastı gaza yokuşlu yollarda. 🙂 Neyse, sonuçta çıkardılar sağolsunlar.

samos_eski_mahalle_sokaklari

Samos’un tarihi mahallesinde, rengarenk kapı ve pencereleri olan birbirinden güzel evler var.

samos_eski_mahalle

Sakin sokaklarda eski Samos selfie’si 🙂

samos_eski_sehir

Arka planda, Osmanlı mimari tipindeki evlere dikkat

samos_manzara

Eski Samos’un en yukarılarında bulunan amfiyatrodan Vathi Körfezi ve Samos şehri

samos_tarihi_mahalle

Bazı sokak aralarında gördüğünüz gibi bize çok tanıdık gelen manzaralar var 🙂

Samos’ta merkez dışında görülmesi gereken ilk yer ise, kanımca kesinlikle Manolates. Şirin, kendine özgü mimarisi olan, bizim Şirince gibi küçük bir dağ köyü Manolates. Merkeze yaklaşık 30 km mesafede. Ormandan geçiliyor giderken. Dev ağaçların arasından, küçük pınarların yanından, kuş, böcek sesleri, toprak kokusu eşliğinde geçtiğinizi düşünün. Yanına da sıcak havaya rağmen serinlik katın… Öyle keyifli bir yol işte. Bir de tabii virajlar ama öyle böyle değil, bitmeyen S’lerle dolu, iki arabanın zor geçeceği genişlikte. Bizimki gibi küçük bir motorla gidince virajlar zorluyor tabii.

samos_manolates_yolu

Manolates’e giden 5 km’lik dağ yolunda, ağaçlardan gökyüzü görünmüyor.

Ama yukarı çıkınca kesinlikle zorluğuna rağmen çıktığımıza fazlasıyla değmiş diye düşünüyor insan. Huzur dolu bir köy. Muhteşem bir Ege Denizi ve Türkiye manzarası var. Halkı çok cana yakın. Akşamüstü tüm yaşlılar kapılarının önünde ya da balkonlarda oturuyor. Mutlaka “yasu” ya da “yasas” diye selamlayın. Çok sempatikler.

samos_manolates_manzara

Manolates’ten Ege Denizi ve Türkiye manzarası

samos_manolates_sokaklari

Manolates sokakları

samos_manolates_sokak

Manolates’in canayakın halkı

samos_manolates_balkon

Benim de gidip bu balkonda böyle oturasım geldi 🙂

samos_manolates_eftehia_teyze

Fotoğrafını çektiğimiz yaşlı bir teyze bizi acayip duygulandırdı. 82 yaşındaymış. İsmi Eftehia. “Yasu” deyip fotoğrafını çektikten sonra “Turkia, Smirni” dedik, dememizle bir başladı Yunanca anlatmaya. “Baba Turkia” dedi. Kendini işaret ederek ismini söyledi, bizimkini sordu. El hareketleriyle yakınlığımızı anlattı. Bize sarıldı. Kıyamam, ağladı bir ara.

samos_manolates

Sonradan Eftehia teyzenin kızı Hristina ile tanıştık. O söyledi yaşını. Babası Şirince’den mübadele zamanında göç etmiş Manolates’e. Bizi böyle sıcakkanlı görünce de duygulanmış.

samos_manolates_kahve

Köyün kahvesinde tanıştığımız sevimli bir amca

Adanın güneybatısındaki Pythagorio kasabası, M.Ö. 570-495 yılları arasında yaşamış ünlü filozof ve matematikçi Pisagor’un memleketi. İsmini de kendisinden alıyor zaten. Pisagor, daha kolay hatırlamanızı sağlamak gerekirse, bir dik açılı üçgende dik kenarların her birinin uzunluklarının karelerinin toplamlarının, hipotenüsün, yani üçgenin diğer kenarının uzunluğunun karesine eşit olduğunu, diğer bir değişle a²+ b² = c² formülünü bulan matematikçi.

Pythagorio, Samos’un merkezine göre çok daha turistik bir kasaba. Eskiden küçük bir balıkçı köyüymüş. Motorla Vahti’den 15 dakikada gidiliyor. Küçük, iki katlı evleri çok güzel. Ama ana caddesi fazla turistik. Marmaris, Bodrum, Kuşadası’nın çarşıları gibi, her yanı esnaf ve turist dolu. Ama hediyelik eşyalarınızı almak için ideal.

samos_pythagorio_sokak

Pythagorio çarşısındaki bu küçük bina acayip hoşuma gitti.

samos_pythagorio_sokaklar

Pythagorio sokakları

samos_pythagorio_yol

İnsanın, gideceği yönün tersinde bile olsa bu sokaklarda yürüyesi geliyor.

samos_pythagorio_sahil

Pytagorio’nun sahili de Marmaris’i andırıyor. Deniz, sıra sıra dizilen teknelerden neredeyse görünmüyor. Kıyıda da İngilizce yazılı, Yunan yemeklerinden ziyade hamburger, pizza vs. satılan restoranlar dolu.

Pythagorio, aynı zamanda antik Samos şehrinin kurulduğu yer. Eğer vaktiniz kalırsa, yanında antik şehrin kalıntılarının bulunduğu Pythagorio Arkeoloji Müzesi’ni gezebilirsiniz. Samos’ta çok Türk görmekten sıkıldıysanız da müzeye gidebilirsiniz. Zira Samos’ta Tükleri göremeyeceğiniz tek yerin müzeler olduğunu da belirtmek lazım! 🙂 Müzede, birçoğu Samos’taki kazılarda çıkarılan, 2000-3000 yıl öncesine ait, küçük eşyalar, heykeller, figürler var. Daha yeni bir müze, 4 yıllıkmış sadece. O yüzden, ben ikisinin arasında pek bir alaka kuramasam da, fotoğraf çekmek yasakmış. Müzeye kişi başı giriş ücreti 4 Euro. Öğrenci de 2 Euro. Ama biz görevli memura “Öğrenciyiz ama kartımızı otelde unuttuk” dedik. Bunun üzerine, görevli memur nereli olduğumuzu sordu. Türk’üz deyince öğrenci fiyatına girdik.

samos_pythagorio_arkeoloji_muzesi_trajan_heykeli

Gizlice fotoğrafını çektiğim bu heykel, M.S. 57 Roma İmparatoru Trajan’a ait. Müzede fotoğraf çekmek yasak ama tabii biz Türk’üz, maalesef yasak masak dinlemiyoruz. Tabii ki fotoğraflar çektim. Çektim ama yakalandım. Görevli kadın gelip uyardı beni. Müzeden çıkana kadar da bizi takip etti! 🙂 O yüzden olur da giderseniz, siz bana uymayın, fotoğraf çekmeyin! 🙂

Pythagorio’ya 6 km mesafedeki Hereon, yani Hera Tapınağı da, eğer yeterli vaktiniz varsa görebileceğiniz bir başka yer, yoksa çok da gerek yok. Zira her ne kadar Yunan mitolojisinde Zeus’un eşi ve ablası olan Tanrıça Hera’ya adanmış en büyük tapınak burada olsa da, geriye tek bir sütun ve tapınakların küçük küçük parçalarından başka bir şey kalmamış. Normalde giriş ücreti kişi başı 3 Euro, öğrenci de 2 Euro ama Türk olduğumuzu söyleyince sadece ikimiz için toplam 2 Euro aldı görevli 🙂

samos_hera_tapinagi

Hereon’da ayakta kalan tek sütunun devasalığından, tapınağın vakti zamanında gerçekten büyük olduğu rahatça anlaşılıyor.

samos_hereon

Antik tapınakta pek bir şey göremesek de yine kendimize eğlence çıkardık, kafası kopmuş heykellerin arkasında klasik Türk pozu verdik. 🙂

samos_hera_tapinagi_zeytin_agacli_yol

Hereon’a iki tarafı zeytin ağaçlarıyla kaplı yoldan bisikletleriyle keyif yaparak giden turistler… Bizde de motosiklet olmasına rağmen özenmedim değil! 🙂

Vathi ile Pythagorio arasında küçük bir köy olan Paleokastro da uğranılabilecek yerlerden birisi. Bizim gezme imkanımız olmadı ama yol üzerinde, köy meydanında mola verdik. Etrafı tipik Yunan mimarisindeki evlerle çevrili, ahşap masa ve sandalyeleri olan, çay bahçesi kıvamında, sohbet eden yaşlı amcaların bulunduğu sevimli bir meydan. Hemen yanındaki Jimakos Taverna’dan limonata söyledik. Akabinde de sahibi Dimitris ile sohbete başladık. O da Türkiye’ye sık sık geliyormuş. Bizden tüm ısrarlarımıza rağmen ücret almadı. Üstüne bize birer tane de küçük şişede Samos şarabı ikram etti. Yunanlar bizim gibi konuşkan Türk bulunca bayılıyorlar sohbete, çok mutlu oluyorlar.

samos_paleokastro

Paleokastro köy meydanı

Görülmesi gereken yerlerden bir diğeri, Samos merkeze 10 km mesafedeki, küçücük bir kasaba olan Kokkari. Bizim uğramaya vaktimiz olmadı. Türk turistlerin en çok tercih ettiği yerlerden birisi. Bu da aslında bizim vakit ayırmaya istekli olmamızın sebeplerinden birisi. Ama hem denizi hem de restoranları iyi diye duyduk.

Adanın doğusuna gitmeye vaktiniz kalırsa da, Karlovassi ve Kampos Marathokampou kasabalarına uğrayabilirsiniz. Daha da çok vaktiniz varsa, Karlovassi’den yaklaşık 3 saat mesafede olan, Samos iline bağlı İkaria adasına gidebilirsiniz. Yunan arkadaşlarım anlata anlata bitiremiyorlar. Çok güzel plajları varmış. Bizim yeterli vaktimiz olsaydı, kesinlikle gidecektik…

SAMOS’UN EN İYİ PLAJLARI

Bizim Samos’ta ilk gittiğimiz plaj, Samos’a 10-15 km mesafedeki Lemonakia Beach oldu. Yeşillikler içinde, pırıl pırıl turkuaz denizi olan bir plaj. Sahil ve denizin girişi taşlı ama deniz, görebileceğiniz en temiz denizlerden birisi kesinlikle. Su sıcaklığı da tam kıvamında, ne soğuk, ne sıcak. Çıkasımız gelmedi hiç. Çıkacak olduğumuzda, kıyıya yaklaşıp, çıkamayıp, yüzmeye devam ettik her seferinde! 🙂

samos_lemonakia_beach

Ana yoldan Lemonakia Beach böyle görünüyor. Bu manzarayı gördükten sonra aşağıya inmemek mümkün değil!

samos_lemonakia_plaji

Plajda şezlonglar 4 Euro. İki tane alınca 6 Euro. Ama biz çok kalmayacağız deyince iki tanesini 4 Euro’ya verdiler.

samos_lemonakia

İnsanın bu pırıl pırıl denizden tabii ki çıkası gelmiyor! 🙂

samos_lemonakia_beach_taverna

Yemeğimizi de plajın tavernasında yedik, hem de çok keyif alarak yedik. Kabak kızartması, Yunan salatası, karışık meze ve bira için kişi başı 10 Euro ödedik.

Adadaki en ünlü plajlardan olan, Tsamadou Beach de, Lemonakia’dan bir sonraki koyda yer alıyor. Biz sonradan öğrendik, bu ününü, plajın bir kısmının çıplaklar plajı olmasına borçluymuş. 🙂 Tsamadou da taşlık bir plajmış. Hava kararmadan Manolates’e gitmek istediğimiz için inmedik ama yukarıdan, çam ağaçlarının arasından turkuaz denizi çok güzel görünüyordu. Aşağıya inip denize atlamamak için zor tuttuk kendimizi.

samos_tsamadou_beach

Tsamadou Beach

Gelelim yolu biraz zahmetli olsa da buna kesinlikle değen Livadaki Beach’e. Plaja varmak için, tek şerit gidiş, tek şerit dönüş olan anayoldan, küçücük bir tabelada Livadaki Beach yazısını görünce bozuk, bol taşlı toprak yola girip aşağıya doğru iniyorsunuz. Küçücük motorla kocaman taşlar olan virajlı toprak yoldan gitmek biraz zorluyor tabii ama sonunda karşınıza çıkan manzara tam anlamıyla nefes kesici.

samos_livadaki_beach

Zorlu yolların ardından Livadaki’yi ilk görünce, bir an cennete mi geldim diye düşünmeden edemiyor insan. Öyle bir mutluluk.

samos_livadaki_plaji

Plaja inip, doğal bir havuza benzeyen turkuaz denize dalınca, insanın yüzünün iki yanından serin deniz suyunun süzülmesi de ayrı bir mutluluk. Allah’a şükrettikçe şükredesi geliyor insanın böyle güzellikleri yarattığı ve yaşamamıza fırsat verdiği için.

samos_livadaki_plaj

Livadaki’de şezlonglar ücretsiz. Sadece yiyip içtiklerinizi ödüyorsunuz. Plajda çalışan sempatik Yunan kızı Olga’nın söylediğine göre, Samoslular saat 4’ten sonra geliyorlarmış genelde. Kimisi de arabanın alt takımları toprak yolda zarar görmesin diye hiç gelmiyormuş! 🙂

Livadaki’den, ismini en çok duyduğumuz plajlardan olan, Kuşadası Dilek Yarımadası’na sadece 1,5 km mesafede olan Psili Ammos’a geçelim dedik. Anlamı ince kum demekmiş. Halbuki Livadaki’de çalışan Olga, “Oranın pek bir özelliği yok. Çok da kalabalık oluyor. Ben olsam gençlerin takıldığı, beach club’ların olduğu Pookaki’ye giderim.” demişti de dinlemedik, dinlemediğimize de pişman olduk. 🙂 125 CC’lik motorumuzla, Psili Ammos tabelasını takip ederek toprak, acayip taşlı, bozuk bir yola girdik. 5-6 km boyunca başka da bir tabela görmedik. En son denize çok yaklaştık ama inecek bir yol bulamayınca, o kadar yolu geri döndük. Motora tutunacağım diye sırtım, belim, omzum, her yerim ağrıdı 🙂 Halbuki daha düzgün, alternatif bir yol da varmış ama kimse bizi uyarmadı. O yüzden göremesem de antipati duyduğum bir plaj Psili Ammos. Dolayısıyla gitmenizi tavsiye etmiyorum! 🙂

samos_psili_ammos

Dur yolcu! Psili Ammos’a sakın bu toprak yola girerek gitme!

İlla Türkiye manzaralı bir yerde denize gireyim diyorsanız, bizim Psili Ammos’tan Pythagorio’ya geçerken yolda görüp, yorgunluğumuzu atıp dinlenelim diye daldığımız Mikali Beach’i öneririm. Vardığımızda akşamüstüydü ama denize girmek o kadar iyi geldi ki anlatamam.

samos_mikali_beach

Mikali Beach, mükemmel bir palj değil. Taşlı, çabuk derinleşen bir plaj ama suyu adadaki tüm plajlarda olduğu gibi tertemiz. Karşıdaki dağlar, tahmin ettiğiniz üzere Dilek Yarımadası, yani Türkiye.

Biz gidemesek de Olga’nın önerdiği Potokaki ve birçok kişinin methettiği Posidonio da diğer seçenekler…

SAMOS’DA YEME, İÇME, GECE HAYATI

Yunan adalarında, iyi bir restoran bulmak için en iyi yöntem, esnaftan birkaç kişiye, turistlerden çok yerel halkın gittiği, taze deniz ürünlerinin olduğu restoranları sormak. Her biri 2-3 restoran ismi sayacaktır. Aralarından ortak saydıklarını aklınızda tutup oraya gidebilirsiniz. Bugüne kadar bu yöntem beni hiç yanıltmadı! 🙂 Yunanlar akşam yemeklerini genelde gece saat 22:00 civarı yiyorlar. Dolayısıyla, Yunanları da görmek istiyorsanız, bu saatlerde gitmenizi tavsiye ederim.

Samos merkezde tavsiye edeceğim restoranın adı Rakomelodiko. Sahilin paralelindeki yaya yolunda. Canlı Yunan müziği olan bir taverna. Turist neredeyse hiç yok, Yunan gençliği takılıyor. Çalışan Panos da çok yardımcı oluyor. Ama dediğim gibi insanlara selam verip konuşmak gerekiyor mutlaka. Çeşitli mezeler yedik, uzo içtik, kişi başı sadece 15 Euro civarı verdik.

samos_rakomelodiko_taverna

Rakomelodiko

Pythagorio’da yemek yemek isterseniz ise tavsiyem Maritsa. Hatta bence Pyhagorio’ya sadece Maritsa’da yemek yemek için bile gidilebilir! 🙂 Biz akşam erken saatte gittiğimiz için biraz turist kalabalığı da vardı ama açık mavi ahşap masaları ve arka planla çalan Yunan müzikleriyle çok keyifli bir tavernaydı. Çok aç olmadığımız için yemekleri paylaştık. Girit’e özgü dakos salatası ve kızarmış ahtapot yedik, tabii bol zeytinyağı ve limon eşliğinde. Ama o ahtapotun tadı hala damağımda. Yanında da bira ve şarap içtik. Sadece 15 Euro’dan az ödedik. Üstüne bir de tatlı ikram ettiler.

samos_pythagorio_maritsa_taverna

Maritsa

Manolates’te ise, küçük bir meydanda bulunan AAA, canınızın görür görmez gidip oturmak isteyeceği bir restoran. Samos’a gitmiş olan Yunan arkadaşlarım da tavsiye etmişti. Manolates’e plajda yemek yeyip gitmiş olduğumuz için sadece bira içtik.

samos_manolates_aaa_taverna

AAA

Paleokastro’da ise, bahsetmiş olduğum köy meydanının hemen yanında bulunan Jimakos Taverna, yemek yemek için ideal. Deniz ürünleri taze. Hatta sahibi bize bir de video izletti. Türkiye’den televizyon programı için Samos’a geldiklerinde, yemeklerini orada yemişler.

Gelelim gece hayatına… Türkiye’den giden birçok kişi Samos’un gece hayatını, kordon boyunun turist kalabalığı bulunan sönük barlarından ibaret sanıyorlar. Halbuki öyle değil.

Gümrükte çalışan Nikos ve Rakomeladiko’da yan masamızda oturan gençlerin tavsiyesi üzerine, limanın yaklaşık 200 metre ilerisinde bulunan Mple’ye gidelim dedik. Anlamı mavi. Ble diye okunuyor. Ama yolda kalabalık bir mekan görünce, önce burorayı denemeye karar verdik. İsmi Mezza Volta. Şansımıza 5. yıl partisi varmış. Deniz kenarında, açık hava bir mekan. Reina’nın küçük bir versiyonu gibi. Çoğunluk Yunan gençlerdi ama turistler de vardı. Popüler şarkıları çalıyor. Türkiye’deki gibi çok dans eden yok. Ama ambiyans oldukça iyi. Birbirini kesen güzel, esmer kızlar, yakışıklı çocuklar var. Kokteyller fiyatları 8 Euro civarı.

samos_mezza_volta_gece_kulubu

Burası Mezza Volta. Fotoğrafın solunda kollarını havaya kaldırıp açan da benim. Meka fotoğrafçısının çekim yaptığını görünce, hemen farkettim, pozumu verdim, sonra gittim Mezza Volta’nın Facebook sayfasından fotoğrafımı buldum! 😀

Oradan, gece 02:30’a doğru Mple’ye geçtik. Zaten Mezza Volta’nın hemen 50 metre ilerisinde. Adı üstünde, açık mavi renkli ışıkları var. Kayalıklar üzerinde, denize nazır, eski bir Rum evi ve bahçesine kurulmuş. Buraya da küçük Anjelique diyebiliriz. Müzikler de, Türkçe popun ikizi olan Yunanca pop. Burada dans edenler daha çoktu, tabii bizdeki gibi eller havaya modunda 🙂 Çok da kalabalıktı. Biralar 4 Euro civarı.

samos_mple_gece_kulubu

Mple

Bir de gençlerin tavsiye ettiği, Samos’un en popüler gece kulüplerinden birisi olan D6 var. Pythagorio yolu üzerinde, arabayla gidilecek mesafede. Rakomeladiko’da çalışan Panos bizi götürebileceğiniz söylemişti ama onun iş çıkışına yetişemediğimiz için gidemedik.

SAMOS’A NASIL GİDİLİR, NEREDE KALINIR?

Malum Yunanistan’a gitmek için Schengen vizesi gerekiyor. Ama birkaç yıldır devam eden kapıda vize uygulaması var. Arkadaşımın vizesi olmadığı için ona kapıdan vize alalım dedik. Ama feribot biletini aldığımız acente bunun mümkün olmadığını, en az 2 gün önceden onlar aracılığıyla başvuru yapmamız gerektiğini söyledi. Size de öyle söyleyeceklerdir, hem vize hizmet ücreti almak hem de otel rezervasyonlarını kendi üzerlerinden yaptırmak için, ama inanmayın. Zira vizenizi kapıda alabiliyorsunuz.

Acente ısrarla bunun mümkün olmadığını söyleyince, Sakız Adası’ndaki Yunan arkadaşlarımdan Samos Pasaport Polisi’nin telefonunu alıp aradım. Telefona çıkan memur, kapıda vize almanın mümkün olduğunu, sadece bütün herkes geçene kadar beklememiz gerektiğini söyledi. Tabii bir de yanımızda doldurulmuş Schengen vize formu, 2 fotoğraf ve otel rezervasyonunu götürmemiz gerektiğini… Bunu acenteye söylediğimizde bize yine direndiler, gidip orada vize alamadan dönmek zorunda kalacağımızı söyleyip korkutmaya çalıştılar. Tabii ki biz ısrarlı davranınca biletimizi kesmek zorunda kaldılar.

Samos’a varınca, vapur çok kalabalık olmasına rağmen herkesin geçmesi için sadece yarım saat bekledik. Kapıda vize alan bir tek biz olduğumuz için, pasaport görevlisi beni tanıdı hemen. “Dün telefonda seninle mi konuştuk?” diye sordu. Nikos isminde, genç, sempatik bir çocuk. 5-10 dakikada halletti vize işini. Üstüne bir de gitmemiz gereken yerler hakkında tavsiye de verdi.

Kuşadası-Samos feribotu, sabahları saat 09:00’da Kuşadası Limanı’ndan kalkıyor. Akşamları da saat 17:00’de Samos’tan geri dönüyor. Ama hem gidişte hem dönüşte yarım saat rötarlı kalktı. Yol 1,5 saat sürüyor. Kuşadası ile Samos arasında en yakın noktada mesafe sadece 1,6 km olsa da Kuşadası merkezle Samos merkez arası uzak biraz. Feribot ücreti ise fahiş. Tam 55 Euro. Sakız için 20 Euro olduğunu ve küçücük bir vapurla gittiğimizi düşünürsek aşırı pahalı. Otele iki gece için kişi başı verdiğimiz konaklama ücretinden bile fazla.

kusadasi_limani_samos_feribotu

İsmi feribot ama bildiğiniz vapur, hatta küçük vapur. Özellikle de Kuşadası Limanı’nda yanında duran devasa gemilerin yanında çok komik duruyor. Ama ne demişler, boyu değil işlevi önemli. Bizi Samos’a götürdü mü götürdü! 🙂

Samos’ta kaldığımız otelin ismi Emily Hotel. Limana yürüyerek 5 dakika mesafede. Küçük bir yokuş çıkarak varılıyor ama çıkarken geçilen sokak çok güzel. Güzel balkonları olan, şirin, temiz bir otel. Çok turistik adalar dışında, lüks otel beklememek gerekiyor zaten. Otelin sahipleri, 70’li yaşlarına yaklaştıklarını tahmin ettiğim Haris ve eşi Emilia. Zaten otelin ismi de Emilia’dan geliyor. Haris çok sevdi bizi. Ne zaman görse lafa tuttu. Zor kaçtık her defasında. Kişi başı gecelik sadece 25 Euro. Otelin kahvaltısı oldukça iyi. Peynir çeşitleri, Yunan salatası, yumurta, kek, börek, reçel çeşitleri, portakal suyu, çay ve ekmek var. Tek sıkıntı wi-fi’ın bazen çekmemesi ve sifonun çok gürültü yapması oldu. Rezervasyon yapmak isterseniz, otelin internet sitesine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

samos_emily_hotel

Emily Hotel ve hemen önünde, siyah elbisesiyle sahibesi Emilia

kusadasi_cirkin_plajlar

Bu son fotoğrafı, ibret olsun diye ekliyorum. Samos’tan Kuşadası’na varınca gördüğümüz manzara. Mimari estetikten yoksun, birbirinden çirkin, rant ürünü yüksek binalar… Baktıkça içim acıdı… Sanırım lüks apartmanlar dikmeyi medeniyet sanan tek milletiz…

 

INSTAGRAM: @orcundalarslan

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAZILAR:

KOS ADASI

SAKIZ ADASI REHBERİ

RODOS ADASI

MİDİLLİ ADASI REHBERİ